Suyun Öte Yakası — İzmir'in Ruh İkizi: Selanik
Nedenini bilmediğim ama ismi geçince beni hep heyecanlandıran ve ruhumda kasırgalar oluşturan suyun öte yanındaki şehirlerden biridir Selanik. Tıpkı Kavala, Plevne, Varna , Budapeşte, Saraybosna g...
Suyun Öte Yakası — İzmir'in Ruh İkizi: Selanik
Nedenini bilmediğim ama ismi geçince beni hep heyecanlandıran ve ruhumda kasırgalar oluşturan suyun öte yanındaki şehirlerden biridir Selanik. Tıpkı Kavala, Plevne, Varna , Budapeşte, Saraybosna gibi…Ne zaman bir Rumeli Türküsü dinlesem dalar giderim uzaklara, çok uzaklara…Orhan gazinin oğlu Murat Han’a hedef gösterdiği Balkanlar son yüzyılımızın çilesidir Cihan imparatorluğunun..Orada hazin öyküler, orada gözyaşı,orada hasret,orada çekilen acıların kara kutusu vardır. Üç milyon insanını Balkanlardaki Slav milliyetçiliğinin azdırdığı ülkelerin vahşice insafına terk ettiğimiz, yollarda tehcir ve yok etmenin en acımasızı yaşayan, tarihe kayıt düşülmesine medeni Avrupa’nın seyirci kaldığı kurban edilen Efendi milletin evlatlarının kaderidir bu kara kutudakiler.
Balkanlardaki 5 milyon insanını açlık ve salgın ile kaybetmiş milletin kaderi benim hep hicran ve hüzünle adı her geçtiğinde yüreğimin bir yerini sızlatır dururdu. Belki de rahmetli dedemin anlattıkları acı dolu yaşanmış hikayelerdir. Ama Kavala’nın Selanik’in benim dünyamdaki yeri birazda Annanemin Kavala. Dedemin Selanik’in köyü Langazalı olmasıydı. Bugün her ikisi de rahmetli olan dedem ve annanem balkanların fethine müteakip oraya Konya Karaman beyliğinden yerleştirilen evlad-ı Fatihandan dı. Balkanlardaki yüzyılın başındaki kaos ve karışıklıkta Langaza da çiftliği olan dedemin babasını kendi çiftliğinde Yunan çeteleri öldürünce iki yaşında dedem, abileriyle birlikte her şeylerini bırakarak Tireye geliyorlar.
Kavala
Selanik ve Kavala’nın adı geçtiğinde her ikisinin hüzünlendiğini, gözyaşlarını göstermemek için başlarını her defasında başka yerlere çevirdiğine defalarca şahit olmuştum.Bu itibarla ecdadın yüzyıllar boyu hükümranlık alanı olan bu toprakları görmek ve ziyaret benim açımdan adeta bir sılayı rahim gibiydi..Küçük yaşlardan itibaren kafamıza kazınan Langaza, Kavala yarım yüzyıla merdiven dayadığım şu günlerde nasip olunca bu fırsatı kaçırmak istemedim.
İzmir’in ruh ikizi Selanik
CEDEFOP ÇALIŞMA ZİYARETİ
Avrupa Birliği Mesleki Eğitim Merkezi (CEDEFOP)’un resmi daveti üzerine Türkiye’den Milli Eğitim Bakanlığı Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Merkezi koordinasyonunda Türkiye’nin değişik illerinden 30 kişilik bir Türk delagasyonu ile birlikte Selanik’e Bayramın Üçüncü günü yola düştük. Yunanistan’da meydana gelen olaylar yüzünden uçakların kalkmaması gibi olumsuzluklarda hesaplanarak kara yolu ile gidilmesi karar verildiğinde yolun uzun olacağı düşünülmüştü. Ancak daha sonra ne kadar isabetli bir karar olduğunu uçaklarının kalkamadığı için aynı tarihte birlikte olacağımız başka ülkelerin temsilcilerinin gelememesi üzerine anladık.
İpsala sınır kapısından Türk-Yunan Tampon bölgesi
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır Meriç nehriyle ayrılıyor
Ankara’dan yola çıkan Türk delegasyonuna İstanbul da dahil olduk. İstanbul-İpsala 267 km.lik bir mesafe. Çarşamba günü sabah başlayan kara yolculuğumuzda İpsala sınır kapısında fazla beklemeden giriş yaptık. Türk ve Yunan bölgelerini birbirinden sınırı oluşturan Meriç nehri üzerindeki köprünün tam ortası kabul ediliyor, bunun için köprünün yarısına kadar olan kısımda Yunan bayrakları diğer yarısında da Türk bayraklarını görmek mümkün. Daha önce sınıra oldukça yakın olan Türk köyleri taşınarak içerilere alındığını onların yerine Rum köylerin yerleştirildiğini rehberimiz anlattı. Yunan sınırından 43 km sonra Türk sınırına en yakın şehir olan Alexandroupolis yani Dedeağaç şehri geliyor.
Yunan sınırını geçtikten sonra sizi Dedeağaç bölgesindeki
tanıdığınız Türk köylerindeki camiler karşılıyor
Dedeağaç küçük, tarihi eski bir şehir. Ancak her yanda Ecdadın izlerini görmek mümkün. Deniz kenarındaki şehir Türkiyedeki sahil kasabalarını andırıyor.Sınırdan yarım sat sonra ulaşılan şehir aslında Türkiyeden çıkıp çıkmadığınız konusunda tereddüt oluşturacak kadar benzerlikleri taşıyor.Halkın bizden farkını görmek zor.
Türk nüfusun yoğun olduğu Dedeağaç
Yol güzergahı üzerindeki haçlı küçük dua yerlerini görmeseniz hala Türkiye den çıkış yapmadığınız hissi gelecek. Yol güzergahı üzerindeki bu küçük haçlı kilise maketleri karayolu üzerinde ölümlü kazaların olduğu yerlere dikiliyormuş. Amacı ise kazada ölenler için yol güzergahı üzerinde gelip geçenlerin dua etmesi. İkinci bir amacı da kaza mahalline gelen araç şoförlerinin daha dikkatli davranmalarını sağlamak. Buna benzer uygulanmanın Fransa’da da olduğunu görmüştük. Orada da kara yolu üzerinde ölümlü kazalarda orada kaç kişi ölmüşse o kadar sacdan yapılmış, kırmızıya boyanıp, gece görüşte fosforlu insan maketleri bulunmaktaydı.
Karayolu üzerindeki Küçük Dua yerleri
Dedeağaçtan sonra Komotini(Gümülcine) ve Xanthi(İskeçe) geliyor. Köylerinde camilerin bugün bile ayakta kalabildiği bu topraklarda nüfusun önemli kısmı Türk. Osmanlı izlerini taşıyan Balkanlardaki bu şehirler hala Osmanlının nefesini balkanlarda yaşatan canlı organizmalar olarak duruyor. Oldukça sıkıntılı olan bu evlad-ı Fatihan bu topraklarda her şeye rağmen kültürünü,kimliğini koruma savaşı vermekte,Osmanlının mirası üzerinde yükselen Türkiye den beklentileri yüksek pozisyonda.
Osmanlı döneminin Gümülcinesi evler cumbalı,sokaklar geniş
Gümülcinedeki Yeni cami ve arkasındaki Abdülhamid’in yaptırdığı saat kulesi
İlk durağımız Gümülcine oldu. Gümülcine hala sokaklarında Osmanlının asil ruhunun dolaştığı ve her sokağında tanıdık objelerin size hoş geldiniz dediği bir şehir. Kültürünü ve dini değerlerine son derece bağlı olan Gümülcine Türkleri Yunanistan sınırları içinde azınlıkta olmanın verdiği burukluğu yaşasalar da kendi şehirlerinde hala dimdik Sultan Murat ve Abdülhamid’i unutamamışlar. En büyük camilerinden biri olan 16. yüzyıl sonlarında H.994 / M.1586 tarihinde defterdar Ekmekçi Ahmed Paşa tarafından yaptırılmış Yeni cami İznik çinileriyle süslenmiş bir sanat eseri olarak dururken hemen arkasında şehrin hafıza kaydı gibi caminin haziresi, onun hemen arkasında da Abdülhamid’in yaptırdığı sanat kulesi gururla ve büyük bir vakarla gelen misafirlerine ben buradayım mesajını ulaştırıyor.
Gümülcine’de ki Yeni caminin kitabesi
YENİ CAMİ KİTABESİ
Sekiz düz satırdan oluşan kitabe metni araları ince silmelerle ayrılmış, sekiz aynaya kabartma olarak işlenmiş olup güzel bir sülüsle yazılmıştır. Kitabenin son satırında ebced hesabıyla tarih düşülmüştür. (H. 994)
Elhamdülillah
Gazi Sultan Murad Han-ı salis devrinde
Ekmekçi Zade Ahmed Paşa iken defterdar
Bede ile kerem idüb ikmal etti bu camii
Yeni cami içün livada varid mi mabed-i aher
Li marzatullah yaptı ve
dedi tarih-i tamam
“Nam darüs-salihin Ehli İslama yadigar”
sene 994 / 1585 – 6
Gümülcine sokaklarındaki çınarlar size Anadoluyu soruyor
Gümülcine sokaklarında gezerken karşılaştığımız kişilere selam verdiğimizde selamımıza mukabele ettiklerini görmenin ayrı bir sevincini yaşıyor insan. Sokaklarında genel grevden dolayı dükkanlar kapalı da olsa dükkan isimlerindeki Türkçe yazılar ardından şehrin meydanında asırlık çınarlar size fetih şarkılarından bir nostalji gönderiyor. Hayalen akıncı beylerinin atlarını bağladığı çınar ağaçlarının altından geçerken tarih buram buram size hasreti solurken vuslatın yakıcılığını yaprak hışırtılarından dinliyorsunuz. Hayalen dertleşiyorsunuz çınarın yüzyıllara meydan okuyan o haşmetli gövdesiyle. Hemen fısıldıyorsunuz çınarın kulağına;
“Ey ulu çınar niye hicrana büründün böyle,
Sultan Murat Hanın dönemini bir nebze olsun söyle”
Transit Karayolu kenarındaki Kavala’yı uzaktan gördük. Mısırlı Mehmet Ali Paşa’nın konağının da olduğu, Türkiye’den mübadele ile pek çok Anadolu Rumun’un yerleşim alanı olan Kavala uzaktan nazlı bir gelin gibi süslü ve alımlı duruyordu.
Kavala hala Türk nüfusun olduğu bir yerleşim birimi
Sahil şehri olan Kavala limanıyla önemli bir ticaret merkezi
Kavalalı Mehmet Ali Paşanın heykeli ve hemen yanındaki kilise
Çarşamba akşamı hava henüz yeni kararmıştı ki Selanik’e vardık. Osmanlının reform hareketlerinin, İttihat ve Terakki’nin, Hareket Ordusunun çıkış noktasının şehri bize ilk defa gördüğümüz şehir olarak görünmedi. Sanki daha önce bu sokaklarda bu caddede gezinmişiz hissi verdi.
Mediterranean Place oteli
CEDEFOP tarafından rezervasyonu yapılan hemen sahil kenarındaki beş yıldızlı (!)-yıldızı kendinden menkul- Mediterranean Place oteline indik.118 odadan meydana gelen otelimizde Osmanlıdan izleri görmemek için kör olmak gerekti.
Kavala’dan Selanik’e giriş
Eşyalarımızı odamıza yerleştirdikten sonra, etrafı tanımak dışarıya çıkmak için lobiye indiğimizde delagasyonumuza Yunanlı idarecilerden uyarı geldi. 16 yaşındaki Aleksis Grigoropulos'un geçen Cumartesi gecesi polis kurşunu ile yaşamını yitirmesinin ardından Yunanistan'ı savaş alanına çeviren olaylar çıkmış. Olaylarda başta Atina ve Selanik olmak üzere Yunanistan'ın hemen tüm kent merkezlerinde iş yerleri, kamu binaları, banka şubeleri, okullar, oteller, aralarında polis ve itfaiye araçlarının da bulunduğu çok sayıda araç, taş, sopa ve Molotof kokteyli saldırılar sonucu büyük hasar görmüştü. Bize de dikkatli olmamız konusunda uyarı gelmişti. Bir kaç kişilik gruplar halinde akşam saatinde Selanik’in ana caddelerini gezmeye çıktığımızda gördüğümüz manzara oldukça ürkütücüydü. Çok lüks mağazalar yağmalanmış. Bankalar ve büyük işletmeler kundaklanarak yakılmış ve hala dükkanlardan caddelere kesif bir yanık kokusu yayılmaktaydı. Gece ana caddelerde taş ve sopalarla kırılan vitrinlerin camları yerlerine takılıyordu.
Halk mümkün mertebe evlerine çekilmiş caddeler gençlere kalmıştı. Gördüğümüz manzara karşısında anarşinin ve karmaşanın milliyeti, dini, yaşının olmadığını: tahrip üzerine kurulu olduğunu gördük.
Aslında Yunanistan’da olanlar bizim kuşağın hiçte yabancısı olmadığımız eski bir 12 eylül öncesi filmini hatırlattı. Ülkede mevcut iktidara karşı olan güçlerin sendikaları harekete geçirerek sokağa döktüğü işçiler yabancı olmadığımız manzara. Yine elinde kitap yerine taş ve sopalarıyla çok yakından tanıdığımız üniversite öğrencilerini görünce biz bu filmi görmüştük dedik.
Selanik şehri gece bir başka renge bürünürken her taraf bir ışık denizini andırıyor
Gecenin bir vaktinde Türk dönerci aradığımız Selanik sokaklarında evimizdeymiş hissine kapıldık. Tabii birde köşe başı dönercilerini bulabilseydik. Girdiğimiz pastacıda konuşmaya uğraştık ama dil problemi işle karşı karşıya kaldık. Yinede İngilizce pastamızı aldık Merkeze doğru geniş, tek yönlü noel dolayısıyla gece ışıklandırılmış şık dükkanlardan geçerek otele geldik.
Selanik’ten bir görüntü
Perşembe sabahı, yani Kurban bayramının son günü sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen sahile indik. Selanik aslında bir sahil şehri havasında. Selanik’i gezen her Türk gibi bizde İzmir’e ne kadar çok benzediğini düşünmeden edemiyoruz. Aynen bizde olduğu gibi ruhsuz beton yığını apartmanlar arka arkaya dizilmiş sahili her yönden kuşatmış. Arada sırada tek tük kalmış birkaç katlı evlerde olmasa tek düzelikten insanın ruhu daralacak.
Sabahın ilk ışıklarında Selanik
OSMANLI DÖNEMİ SELANİK
Selanik aslında M.Ö.315 yılında Makedonya kralı İskender tarafından kurulmuş bir şehir. Şehri kuran İskender kızkardeşinin ismini (Thessaloniki) verir.
- Yüzyılın başındaMinareleri ile tam bir Osmanlı Kenti Selanik
Selanik.1430 yılımda 2. Murat’ın kumandanlığında fethedilir.15. Yüzyıl boyunca da Özellikle Karaman Beyliğinin hakimiyet bölgesi olan Konya’dan getirilen kültürüne ve dini değerlerine oldukça bağlı Türkler bölgeye yerleştirilir.1492 yılında da İspanyadan kovulan Seferad Yahudilerinin yerleşim yerleri arasında yer alır.500 yıl boyunca Osmanlı şehri olarak kalır. Çok uluslu ve çok kültürlü hayatın laboratuarı olan şehir yüzyıllar boyu kültür ve ekonomi merkezi konumunu korur.
Selanikten bir görüntü
17.yüzyılda Sebatay Sevi tarafından başlatılan Sabetayizm hareketinin merkezi konumunu koruyan şehirde başlayan hareket tüm dünyada taraftar buldu.
Osmanlı devletinin yenileşme hareketinin de önemli merkezlerinden biri olan Selanikte Jön Türk hareketi ve arkasından gelişen İttihat ve Terakki çalışmalarının üssü pozisyonunu korudu. Osmanlı devletindeki ihtilal geleneğini başlatan Hareket Ordusunun fitilinin ateşlendiği merkez olan Selanik tarihe insiyatif alan şehir olarak geçer.2. Abdülhamit Tahttan indirildikten sonra 1909 yılında Selanik’e sürgüne gönderilir.1912 yılında Selanik Yunanlıların eline geçer
Selanikte Türk nüfusun yoğun olduğu mahallelerden
Yüzyılın başındaki Selanik şehrinin etnik yapısı;
Yıl Toplam Nüfus Yahudi Türk Yunan Bulgar Roman Diğer
1890 118.000 55.000 26.000 16.000 10.000 2.500 8.500
1913 157.889 61.439 45.889 39.956 6.263 2.721 1.621
YUNANİSTAN DÖNEMİ
1912 yılında Balkanlardaki kaos sonrası Selanik Yunanistan’ın eline geçer. Osmanlı orduları şehri Yunan çetelerine savaşmadan şehirdeki Türklerin can güvenliğine dokunulmaması karşılığında bırakırlar. Ancak şehrin Yunan çetelerine tesliminin akşamı tam bir katliam yaşanır. Şehrin Osmanlı dönemini yansıtan semboli Beyaz kule sembolik vaftiz işlemini takiben beyaza boyanır. O günden beri Beyaz kule olarak anılan bu kalenin boyaları dökülürken eski rengini tekrar alır.
Selanik’in Semboli Beyaz Kule ve liman
1917 büyük yangınından Türk bölgesi nasibin fazlasıyla alır. Hemen hemen her yer kül olur.1924 yılındaki mübadele ile şehirde yaşam savaşı veren pek çok Türk Türkiye göç etmeye zorlanır. Yerlerini Anadolu’dan gelen Rumlara bırakırken şehrin nüfus yapısı tamamen değişir. Böylece Selanik’te Yunan nüfus azınlıktayken ezici çoğunluk konumuna geçer. Selanik bu etnik değişimle Osmanlı kültüründeki yerini ve pozisyonunu kaybeder.1924 sonrası Selanik’te büyük bir kültürel yıkım gerçekleşir. Camilerin minareleri yıkılır. Bugün bile Yunanistan’ın Gümülcine, Dedeağaç, İskeçe ve Kavala bölgelerindeki şehir ve köylerinde görülen minareleri Selanik şehrinde görmeniz mümkün değil. Osmanlıyı hatıra getirecek semboller ortadan kaldırılmış durumda. O yıllarda Camilerle birlikte bazı sinagoglarda bu asimilasyondan paylarını almış. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan kaderine terk edilirken adeta Selanik şehrinin hafızası silinerek yerine modern Avrupa şehri yerleştirilmeye çalışılmış.
Selanikte ecdad mirası bugün şekil değiştirmiş
İkinci Dünya savaşı yıllarında şehirde kalan Seferad Yahudi nüfus(50.000) Alman Nazi toplama kamplarında yok edilirken, Osmanlıdan kalan son izlerde böylelikle tamamen silinmiş oluyordu.
Selanikten bir başka manzara
Halen başkent Atina’dan sonra Yunanistan’ın ikinci büyük şehri olan Selanik merkezinde 800.764 çevresiyle birlikte 976.575 nüfus barındırmakta. Tipik bir Akdeniz iklimine sahip bulunan Selanik 1997 yılında Avrupa Kültür Başkentliğini de yaptı.
Bugün SelanikteYunanlılar tarafından bilinçli olarak Türk izlerini silmeye yönelik cadde isimleri cami, hamam gibi Osmanlıyı hatırlatacak tüm eserler ya etrafları çevrilmiş görünmeyen pozisyonda yada harap yıkılmayı bekler konumda. Bunların içinde şanslı olarak Yeni cami yada dönme cami diye bilinen cami bugünde ayakta kalabilmiş. Dönme cami denilmesinin sebebi ise Selanik’in en varlıklı grubu olarak bilinen Sebataycıların camisi olmasından dolayı bu cami halk arasında dönme cami olarak ta bilinmekte. Çarşı içindeki handa bugün ticari faaliyetin hala devam ettiği mekan olması itibarıyla ayakta kalabilmiş.
Bedesten
Bugün Selanikte ayakta kalabilmiş ender Osmanlı eserlerinden
Minaresi ortadan kaldırılmış Selanik Yeni cami
Yüzyılın başında 43 mahalleden oluşan Selanikte özellikle şehrin kenar mahallelerinde Türk evlerine bugünde rastlamak mümkün.
Türk Mahallesi
Selanik’in Türk mahallesindeki bir ev
SELANİK’İN OSMANLI TARİHİNDEKİ YERİ
Selanik, Osmanlı tarihi açısından son derece önemli bir şehirdir. Özellikle yüzyılın başında çok farklı etnik köken, çok farklı dil, çok farklı din gibi toplum mozaiğinin her rengini barındıran şehir, aynı zamanda Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran bir fonksiyonda üstlenmiştir. Slav ırkı ile Grek ırkının hakim olduğu Balkanlarda dönemin süper güçlerinden Rusya’nın sıcak denizlere açılma hülyası önündeki en büyük engel Osmanlı devletiydi. Osmanlı devletini tarih sahnesinden kaldırmak yada yapılabilirse gücünü en aza indirmek ancak onun hakim olduğu bölgelerden birer birer çıkartılması ile mümkündü. Bu hayallerini balkanlarda karışıklık çıkartarak ulaşmayı hedefleyen devrin hakim gücü yerli halk Osmanlı tebası Rumları,hürriyet elması uzatarak özellikle de Aydın (!) denilen kesimi de içine alarak bir hareket başlattı. Bu hareketin içine yıllardır hedefledikleri Filistin’deki topraklarda yeni bir devlet hayaliyle tutuşan Yahudi milletini de dahil edilince Selanik tam bir cadı kazanına dönüşmüştü. Yüzyılın başında farklı hedefleri olan ama ortak düşman gördükleri ve amaçlarının önünde engel teşkil eden kudretli hükümdarı tahttan indirmekte birleşen güçler için Selanik tam bir cennetti. Bir yandan Rumlar milliyetçilikle, Yahudiler Filistin toprakları üzerindeki emelleri, diğer yandan maceracı jön Türkler derken ihtilal ateşi Selanikte ateşlenir. Kurulan İttihad ve Terakki cemiyeti çalışmalarında Selanik’i merkez alır. Burada İhtilalin alt yapısı hazırlanır. Ardından önce hareket ordusu oluşturulur Padişah 2. Abdülhamid tahttan indirilir. Ardından da 33 yıl gibi uzun bir müddet devleti ayakta tutup adeta devlete hayat öpücüğü veren kudretli sultan Abdülhamid Selanik’e Alattin Köşküne sürgün gönderilir. Çok kısa sürede Balkanları kaybedip Selanik’i Yunan çetelerine bırakmak zorunda kalan İttihat ve Terakki yaptığı hatayı ve nasıl oyuna geldiklerini anlayacaklardı ama son toprakları da Balkanlarda bıraktıklarında…
Abdülhamid’in Selanikteki sürgün yeri Alattin köşkü
Osmanlı devletinin tarih sahnesinden silinmesini hızlandıracak olaylar zincirinin güçlü halkası olan Selanik, 100 yıl sonra iç kargaşa ve keşmekeşi yaşarken acaba adil, şefkatli, merhametli ve hoşgörülü bir milletin çocuklarına 100 yıl önce yaptıklarını hatırlıyor mu bilemem?Ama Selanikten başlayan hareket tüm Ortadoğunun dengelerini değiştireceğini acaba ittihatçılar bilseydi yinede Yahudi Emanuel Karasu ile işbirliği yapıp Abdülhamid’i tahttan indirirmiy di.? İsrail devletinin kurulmasındaki en büyük payın dolaylı olarak Selanikten başlayan hareketle bağlantısı olduğunu bilseydi son derece vatansever duygularla hareketin içinde yer alanlar yine de aynı düşünceleri taşırmıydı?…
SELANİKTEN HÜRRİYETİN MANİFOSTOSU
Selanik’in Meşrutiyetin ilanına şahitlik yapan Hürriyet meydanı
Hürriyet ateşinin kontrolsüz yakıldığı Selanikte 2. Meşrutiyetin ilan edildiği 23 Temmuz 1908 tarihinden üç gün sonra oldukça hareketli günler yaşar. 26 Temmuz 1908 günü Selanik’in Hürriyet meydanı olarak adlandırılacak Drahodr boyunda üç katlı kargir idadi mektebi Beyaz kışla ile kırmızı kışla arasındaki alanda hatipler halka meşrutiyeti anlatmaya çıktıklarında başında sarığı belinde kaması ayaklarında çizmesi ile biri çıkar.Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları ve bundan kurtuluş çarelerini her mecliste ve makamda cesaretle dile getiren Bediüzzaman o gün Selanik ve İstanbul gazetelerinde de yer alan tarihi hürriyet nutkunu söyler. Balkonda Enver Paşa’nın hemen ardından nutkunu söyleyen Bediüzzaman özetle bu nutku burada almak istiyorum
“Ey Hürriyet-i şer’i.Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile bağırıyorsun. Benim gibi bir Şarklıyı tabakât-ı gaflet (gaflet tabakaları) altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasa idin, ben, umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum (müjdeliyorum.)
"Eğer aynü'l hayat (hayat kaynağı) Şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o Cennette neşv-ü nemâ bulsan, bu millet-i mazlûmenin de eski zamana nisbeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum" diye başlıyordu.
Bu harika nutuktan bazı bölümleri önemine binâen buraya alalım:
"Ey mazlum ihvan-ı vatan! Gidelim, dahil olalım. Birinci kapısı, Şeriat dairesinde ittihad-ı kulub; ikincisi muhabbet-i milliye; üçüncüsü, maarif; dördüncüsü, sa'y-i insanî; beşincisi, terk-i sefahettir. Ötekileri sizin zihninize havale ediyorum..."
Bu satırları okuyunca, dün orada savunulanlarla bugün ülkemizin ihtiyaç duyduğu meseleler arasında pek fark olmadığını görüyoruz. Bugünkü ifadeyle bunlar:
-
Birlik ve beraberliğin temeli olan gönül ve duygu birliği.
-
Millet fertlerinin birbirlerini sevmesi.
-
Eğitim.
-
Çalışma imkânı bulma ve emeğin değerlendirilmesi.
-
Sefahetin terki.
Zaman zaman dış düşmanların da tahrikiyle meydana gelen kutuplaşmaların nelere mal olduğunu yaşayarak bugünlere geldik. Düşmanlarımız bizi her zaman bu ince karnımızdan vurmaya çalıştılar, hâlâ da vurmak istemektedirler. Öyleyse oyunlara gelmemek, birlik ve bütünlüğü bozmamakla mükellefiz. Bu da millet fertlerinin birbirini sevmesiyle olur.
Eğitimi henüz emeklemekten kurtarıp istenilen ufka ulaştıramadık. Dün olduğu gibi bugün de gerçek mânâda ne millileştirebildik, ne de modern ve çağdaş ülkelerin seviyelerine ulaştarabildik. Ciddi bir revizyon gerekli.
Milyonlarca insanın işsiz kaldığı ülkemizde yeni iş sahaları açma, insanımıza iş, aş imkânı bulma yolunda da önemli adımlar atmak zorundayız.
Sefahet ise bedeni, aklı, zihni yıpratmakla kalmamakta, iş gücüne de darbe indirmektedir. Sefahete düşkün milletlerin gelişmeleri de mümkün değildir.
Nutku bugün de okumak ve orada ele alınan meselelere yeni baştan eğilmekle baş başayız. Bediüzzamanın İstanbul ile Selanik şehirlerini seçmesinin ardında müthiş bir öngörü vardır. Başka şehir yerine Selanik tercihi çok anlamlıdır.Zira Selanik Cumhuriyetin kurucu kadrosu olan ittihatçıların o gün hürriyet meydanında hazır olduğunu unutmayalım. Bediüzzaman adeta bir farzı kifayeyi yerine getirirken, tarihi bir görevi yerine getirmekte.
Bediüzzaman’ın Selanikteki nutkunu o gün o meydanda bulunan İsmet İnönü,Celal Bayar; Salih Omurtak(Türk Silahlı Kuvvetlerinin 4. Genelkurmay başkanı) Bediüzzamının bu konuşması oldukça tesirli olmuş. İttihad ve terakkinin önde gelen isimleri Bediüzzaman’a İttihat ve terakki cemiyetinde birlikte çalışma teklifi yapmışlardı.
AVRUPA BİRLİĞİ VE YUNANİSTAN
Türk Milli Eğitimi delagasyonu ile gittiğimiz Selanik’te birinci ve ikinci gün CEDEFOP’un çalışmalarına katıldık. Cedefop, Avrupa Birliği içinde üye ülkeler ve aday ülkelerin mesleki Teknik eğitimlerini organize eden, Avrupa’daki mesleki eğitimin yönünü belirleyen ve uygulamaya yönelik çalışmalarla karar mercii oluşturan bir kurum. Hükümetten özerk çalışan bu yapı gelecekteki ülkelerin mesleki eğitim yapılarını tek bir çatı altında toplamayı hedeflemekte. Ülkemizde bu çalışmaların içinde yer almakta.
Cedefop’un Selanikteki merkezi
Avrupa Birliğinin imtiyazlı ve şımarık çocuğu Yunanlılar burada da ellerini çabuk tutarak birlik içinde 1972 yılında kurulmuş olun ve merkezi Berlin de olan bu kurumu 1995 yılında Selanik’e taşıyarak burayı merkez konumuna getirmişler. Ardından da 1997 yılında Avrupa birliği içinde Selanik’i kültür başkenti olmasını sağlamışlar. 20 milyon euro gibi devasa bütçelerle çalışan kurum toplam 99 personeliyle Avrupa’nın tüm birimleriyle kontak halinde mesleki eğitimi planlamakta.
Merkezin düzenlediği toplantıya aslında Hırvat temsilerde katılacaktı. Ancak Yunanistan’daki genel grev dolayısıyla bu ülkenin temsilcileri katılmayınca toplantı Türk delagasyonuyla gerçekleşti. Selanik’in dışında geniş bir arazi üzerine kurulu bulunan merkez iki katlı içinde her türlü imkanları barındıran modern bir yapı. Toplantı salonunda aynı anda 9 ülkenin temsilcilerini barındıracak bir çeviri sistemi kurulmuş.
Bakanlık delagasyonu toplu olarak
Önümüzdeki 2010 yılına kadar tüm üye ve aday ülkelerde mesleki standartların oluşturulması yönünde ciddi çalışmalar yapan kurum aynı zamanda 2010 yılında tüm Avrupa birliği üye ülkelerin tek bir mesleki teknik sisteme dahil olması yönünde de çalışmaları hızlandırmış durumda. Buna göre yaşlanan Avrupa nüfusu gelecekte büyük bir risk olarak kurumlarında çalıştıracak eleman bulamamak la karşı karşıya. Buna çözüm arayışı içindeki Avrupa standartları yükseltilmiş, aldığı eğitim konusunda problem duymayacağı dünya standartında bir havuz oluşturma çabasında böylelikle Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkelerden alacağı teknik elemanın mesleki yeterliliği konusunda tereddüt yaşamayacak ve standartları kendi ülkesinin standartları ile aynı olan elemanın geçişini sağlamış olacak.
Milli Eğitim Bakanlığı delagasyonu çalışma esnasında
Önümüzdeki yıl Cedefop tarafından yeni deklere edilecek yeni bir gelişmede mesleki Teknik eğitimde hareketliliği, yani ülkeler arasında kolay geçişlere imkan sağlayacak dil problemi üzerinde durmakta. Buna göre mesleki teknik eğitimde ikinci yabancı dili zorunlu hale getirme çalışmaları yapmaktalar. Ülkemizde ki yetişmiş insanların bu hareketlilik içinde yer almasına sağlayabilmemiz ancak onları Avrupa standartlarına yakınlaştırmamış ile mümkün olacağını unutmadan teknik elemanların mutlaka bir yabancı konusunda yetiştirmemiz gerektiğini bu toplantıda çok net görebildik.
Avrupa ülkesi olarak görülen Yunanistan aslında AB’nin gözünün içine baka baka “ben sizin standartlarınıza uymak zorunda değilim. Sizde beni fonlarla beslemek zorundasınız !” demekte. Bunun en çarpıcı örneği bizi hala gıda noktasında sıkıştıran Avrupa birliği zahmet olmazsa sokak ortalarında hiç bir hijyenik şartı gözetmeden et satan, balık satan ve zeytin satan Yunanlılara baksınlar. Üstelik trafiğin hiçbir kural tanımadığı; Gürültünün normalleştiği Yunanlıları herhalde Avrupa birliğinin bize söyleyeceğinden çok daha fazla şeyleri olsa gerek. Tabi genlerindeki Grek DNA’larına söz geçirebilirlerse…
Selanikte sokak ortasında satılan etler ve zeytinler; AB yetkilileri duyurulur!
Toplantı sonrasında artık dönüş hazırlığına girmiştik. Üç günlük oldukça hareketli geçen Yunanistan yolculuğumuzda farklı kültürleri tanımanın yada komşumuzu daha iyi tanımanın verdiği avantajla yurda dönerken,ülkemin insanının Avrupalıdan çok daha medeni ve kültürlü olduğunu görmenin mutluluğunu yaşadım.