Mevlana
Mevlana Asya bozkırlarından koparak önüne tüm medeniyet ve insanı değerleri süpürerek gelen Moğol kasırgasının karanlık bir kabus gibi Anadolu üzerinde çöktüğü bir anda Mevlana, KARANLIK ZAMANA AYD...
Mevlana
Mevlana Asya bozkırlarından koparak önüne tüm medeniyet ve insanı değerleri süpürerek gelen Moğol kasırgasının karanlık bir kabus gibi Anadolu üzerinde çöktüğü bir anda Mevlana, KARANLIK ZAMANA AYDINLIK BİR BAKIŞ getirdi. Anadolu ufkund, umudun bittiği coğrafyada, ümit haleleri yayan kopkoyu bulutların ardından açan semavi bir güneşin inikası(yansıması) oldu. Tıpkı aynı coğrafyada, aynı zaman diliminde Yunus Emreler, Hacı Bektaşlar,Nasreddin hocalar gibi…Bu da bize gelişin bir irade,görevlendirilişin ardındaki kastı ve faali göstermesi bakımında da manidardır. Sultanların,beylerin, paşaların fermanlarının Moğol kasırgasının atlarının altında ezildiği anda Mevlana’nın sözleri tüm sözlere yeniden bir hayat bahşetti. Badel basul mevt(Yeniden doğmak, dirilmek) gibi,yeniden doğuşun bir kardelen oldu Mevlana… Mevlanayı yalnızca bir ulu büyük olarak görmek onu bereketli Anadolu toprağına savuran gücü görmemek olurdu. Zira o özünde ve ruhunda İlah-ı Kelimetullah (Allah’ın yüce ismini yeryüzüne yaymak) bayrağını taşımaya liyakat kesbeden bir milletin hedefindeki Moğol sapmasına karşılık, ilahi gücün hedefe kitlediği bir araçtı…
AŞK Aşk, sınırsız gücün insan ruhundaki nakışlarından biridir. Kalp denilen insan cevherine raptedilen bu ikram-ı ilahi ile insan hem mahiyetini hem de kainatın sırlarının keşfeder. İnsanın kalbine sonsuz bir sevme hissi verilmiştir. Biz bu his veya duyguya aşk diyoruz. Aşk ve sevme duygusu yalnız dünya güzelliklerini tatmak ve hepsini dünyada kullanmak için verilmiş değildir. İnsandaki bu duygu alemdeki bütün güzellikleri hissedip lezzet alacak kadar geniştir. Aşk duygusu ve sevme hissi yalnız dünya için değil, dünyadaki güzellikleri tadıp menbaını arayarak Allah’a varmayı kolaylaştırmak için verilmiştir. İnsan, ancak gönlündeki aşk duygusunun hakiki muhatabı olan Allah sevgisini bulup bütün kalbi ile Ona bağlandığı zaman ebedi saadeti yaşama hakkı kazanır. Aslında bütün eşyada olduğu gibi aşkında bize bakan iki değişik farklı yüzü vardır. Biz bu yüzlerden birine mecazi aşk diyoruz. Diğeri ise hakiki aşktır. Nedir Mecazi aşk? Fani, gelip geçici aşklardır. Bu yüzde bakilik, ebedilik yoktur.Seversiniz, sevilirsiniz, ama bir müddet sonra aşk biter.Belli bir ömrü vardır. Ama hakiki aşk bu mecazi aşktan çok farklıdır, daha derunidir.Dünyanın fani yüzüne karşı olan mecazi aşk,eğer o aşık o yüzün üstündeki zeval,fena ve çirkinliği görüp ondan yüzünü çevirirse, baki bir mahbub ararsa,dünyanın pek güzel ve Yaratıcının isimlerinin ayinesi ve dünyayı ahretin tarlasını cihetiyle bakabilirse o vakit mecazi aşkı hakiki aşka dönüşür. Tıpkı Ferhat ile şirinin aşkı gibi… Başta en Sevgililer olmak üzere bütün Allah dostları gibi Mevlana içinde aşk, İlahi sırrı keşfeden bir aletti. O bu aleti usulüne uygun kullanabildiği için aşkın o ebedi lezzetini yaşayabilen bahtiyarlardan oldu.
KALEM Kalem, üzerine Sonsuz gücün yemin ettiği…Kalem, Rabbimizi bize tanıtan üç külli muarifin (tanıtıcı) en güçlüsü olan Kur’anın adına süre indirilen..Şu kebir-i kainatın(Büyük kainat,büyük dünya) ilk var edileni…Kalem ilk defa kendine “Yaz” denilen,ardından da canlı, cansız varlıklar aleminin ardı sıra nüzulüne vesile olduğudur… Kalemlerin en anlamlısı elbette ki Kalem-i ala(Yüce kalem) dır.Kainatın yaratılışı kalem-i ala ( yüce kalem) ile olmuştur.Kainatın oluşumundaki dağlar, ovalar, tepeler, ırmaklar, denizler hep o yüce kalemin çizdiği çizgi, yazdığı yazılardır.Kainat sarayının mükerrem misafiri de bu saraya teşrif etmeden yokluk aleminden varlık alemine kalemin çalışması, kalemin kader denilen sırlar kitabı ile mümkün olmuştur. İnsanın hususi dünyası ve alemi bir sayife ise hayatı onun için bir kalemdir. O kalemle amel sayfasına geçecek çok güzel şeyler yazılıyor. Bu kalemin hususi alem ve sayifede neler yazdığı cüz_i irademizi kullanarak yine bize bağlıdır. Adeta insan hayatı kişinin hususi dünya sayfasına cüz-i irade mürekkebi kullanılarak yazılan kalemin çizgi ve harflerinden oluşmakta.Kalem, cüz-i ihtiyarının emrinde hususi dünyamıza ya çok anlamlı şeyler yazacaktır yada bir sürü anlamsız kelime, harf yada satırlardan oluşan çizgiler…. Kalemlerin elbette ki en güçlüsü KADER KALEMİ’dir.Kader kalemi; yokluk karanlıklarından varlık aydınlıklarına bizleri ruhlar aleminden alarak,çocukluk, gençlik, ihtiyarlık,kabir duraklarından geçirip KALEMİN EFENDİSİNE ulaştıran bir vasıtadır. Elbette kalemde kalmamak, onun arkasındaki KALEMİN VE KALEMLERİN EFENDİSİNİ görmek, kalemin arkasındaki sınırsız güç ve kudret sahibini tanımak,O her şeyi kuşatan ilim ve akıl sahibini bilmek ve ona hakiki bir aşk ile bağlanmak gerekir. Yoksa kalemi görüp ona prestij etmek kalemi tutan muhteşem gücü görmemek, kalemi oynatan ilm-i muhiti (Her şeyi kuşatan ilim)tanımamak güneşi unutup muma aşık olan insana benzer..